Yiğit'in Günlüğü

Yiğit ve annesinin hayatından kısa kısa..

anno nuovo

Aralık 27, 2009


Sevgili günlük,
2009 yılı bitiyormuş dedi annem. Bu benim ikinci yılbaşım olacakmış. Geçen sene daha çok küçük olduğum için fazla bir şey anlamamıştım ama bu sene anlıyorum ben değişik bir şeyler olduğunu. Dışarda özellikle kalabalık yerlerde bir heyecan bir heyecan. Yeni yeni ışıklı ağaçlar da var. Bizim evde de var mini ışıklı-ağaç. Anneme dedim ben bunun süslerini beğendim alayım dedim ama böylece süslü dursun daha güzel dedi. Bana yeni yıl hediyesi de alacaklarmış.
Günler hızlı geçiyor sevgili günlük. Evdeyiz, dışardayız, anneannedeyiz, babaannedeyiz, arkadaşlara ziyarete gidiyoruz, süslü ışıklı ağaçların olduğu yerlere gidiyoruz, spor yapmaya mygyme gidiyoruz. Bu arada ben bu spor merkezini de çok seviyorum. Annem iyi güzel de fazla uzak, daha yakın bir yer açılmış, oraya bakalım diyor. Babam da gelsin, birlikte bakalım günlük.
Son zamanlarda gece uykularımı düzenleyemedim be günlük. Geçen bir gece sabaha kadar defalarca uyanınca annem pes etmiş. Sabah bir baktım annemin yanında yatıyorum. Nasıl oldu anlamadım ama annem herhalde beni yanına almış. Aslında ben hep kendi yatağımda yatıyorum ama böyle de güzel oldu yahu! Alt iki dişimin yanında üst iki köpek dişim geliyormuş, ondan herhalde.
Şimdilik benden haberler böyle sevgili günlük. Burayı okuyan herkese şimdiden sağlıklı, neşeli güzel günler diliyoruz. Ben tabii bol oyuncak ve kitap diliyorum. Bu arada annemi sorarsanız, diyete biraz zorunlu ara vermiş. Kilosunda son hafta bir değişiklik olmamış. Yeniden daha dikkatle devam etmeliyim diyor. Benim için hava hoş ! Benim annem böyle de güzel :-)

Yiğit 21 aylık

Aralık 14, 2009


Aralık günlerini hafif nezle ile geçiriyoruz. Son bir haftadır nezle ve burun akıntısı devam ediyor. Geceleri de burun tıkanıklığı yüzünden uyanıyor. Burun spreyi + ..tus devam ediyoruz. Dışarı da çıkıyoruz ama fazla kalabalık yerlere gitmiyoruz. 2 yaşına 3 kala, Yiğit oğlum hızla büyümeye devam ediyor. Eskiden gördüğü yerleri hatırlıyor, konuşmasa da işaret dili her şeyi anlatıyor. Konuşma ve kelimelerimiz çok az. Her akşam ben veya babası masal okuyoruz, hafızası da çok iyi. 'Anne' dışında bir kelime duymak çok zor. Düştüğü yeri ve başını göstererek ' ben buraya düştüm, kafamı vurdum' diyor ama sessiz tiyatro şeklinde anlaşıyoruz :-)
21 aylık Yiğit oğlan yemek konusunda fazla seçici değil.Çorba, hafif et ve sebze yemekleri, yoğurt genelde yediklerimiz. Ben diyetisyene giderek menümü ayarladığım için, Yiğit de mecburen benim saatlerimde yiyor. İkindi kahvaltımızı birlikte yapıyoruz. İkimiz de günlük dengeli olarak protein ve karbonhidrat almaya çalışıyoruz. Her günümüz aynı olmuyor tabii. Bıraksam Yiğit tüm günü sadece süt ile geçirebilir. Karnı doymasa da süt her zaman favorisi!
Yılbaşı yaklaşırken ben diyet listeme devam ediyorum. Toplam 7 haftada 4 kilo vermeyi başardım ama amacım 6 kilo daha verebilmek.  Yeni yıldan dileğim hepimizin sağlıklı ve huzurlu bir yıl geçirmesi. 2010 yılı çift rakam olarak bana güzel bir yıl olacak gibi geliyor. Tek rakamlı 2009 yılını pek de sevmemiştim doğrusu!
21 aylık Yiğit notlarım.
  • Kilosu 10.920 kg. Boyu 83 cm. Ağzımızda son alt iki ile birlikte 12 diş var.
  • Kelime dağarcığımız hızla ilerleyecek gibi gözüküyor. Şu anda anne ile sınırlı.
  • Tuvalet eğitimi konusunda ilerleme yok. Bu konuda neler yapabilirim diye araştırıyorum ama Yiğit bu konuda henüz istekli değil.
  • Bu aralar lego ve küpler sevdikleri. Üst üste 7 tane küpü dizebiliyor.
  • Gece yatmadan önce birlikte Pisi Kedi serisinden kitap okuyoruz. Uyuyoruz kitabının kapağındaki aydedeyi göstererek 'aaayyy ' diyor.
  • Kapı zili veya telefon çaldığı zaman herkesten önce o koşuyor.

kırık dökük işler

Aralık 03, 2009

 
Yeni bir siteye taşındık apar topar. Eski evle ilgili  problemler yüzünden acilen taşınmamız gerekiyordu. Yine Çankaya'da eski evimizin hemen karşısındaki Basın Sitesinde kiralık ilanını gördük. Ev eski idi fakat tamamen tadilattan geçiriliyordu. Bekledik. Yeri çok güzeldi. 9 Bloktan oluşan site, yeşilliklerin ve ağaçların tam ortasında. Yiğit için oyun alanı var, salıncak var(mış), eski de olsa bir de kaydırak.  Bekledik. Eski evin kapı penceresi tamamen değiştirildi, banyo ve mutfak yenilendi. Balkonu PVC sistem ile kapattık, yeni bir de çelik kapı takıldı. Ama işler bitmedi tabii. Eski evin özel olarak dikilmiş perdeleri bu evin daha kısa pencerelerine uymadı. Yiğit'in odası da daha küçük olunca gardrop dışarda kaldı. Ben üzerinden birkaç ay geçmiş de olsa halen perdeler, halılar, banyo ve mutfak yerleştirme ile uğraşıyordum. Tam da bu sırada eve hırsız girdi!!. Biz ne olduğumuzu şaşırdık tabii. 2. kata nasıl olup da çıkabildiklerini halen de anlamış değiliz. Camlara demir mi takılsa derken, eşim kendi şirketlerindeki alarm sistemini daha güvenilir buldu. Geçenlerde de bu işi hallettik. Artık evden her çıkışta sistemi kuruyoruz. Eve girerken yeniden kapatıyoruz.
Bahçemizdeki salıncak gibi herşey. Var gibi gözüküyor ama yok. Sistem ve düzen var gibi gözüküyor ama aslında yok. Perde ölçüsü aldım, adamlara verdim, herşey tamam diyorsun ama aslında değil. Mekanizmayı kontrol etmek, verdiğin siparişin aynısı geldi mi diye incelemek gerekiyor. Eve taşındık herşeyi yerleştirdik diyorsun, hırsız giriyor. Bebek pusetiyle sokakta dolaşalım diyorsun (Ankara-Çankaya!), Atakuleye kadar 500 metre yolda kaldırımdan yürüyemiyorsun. Bir gün bakıyorsun Kablo TV veya internet yok. Borcumuz da yok. Nasıl oluyor da oluyor anlamak mümkün değil. Kırık dökük işler bunlar...

Yiğit 20 aylık

Kasım 20, 2009


Sevgili günlük,
Annem bugünlerde çok meşgul, ben bari biraz yazayım dedim. Annem yaklaşan kış mevsiminden dolayı herhalde, yoğun olarak duygusal geçişler yaşıyor. Bir ağlıyor, bir gülüyor, bir mutlu oluyor, bir üzülüyor. Ben de şaşırıyorum doğal olarak tabii. Galiba bu hipoglisemi ve diyet programı da onu daha sinirli hale getirdi. Sabahları sadece bir dilim peynir ve ekmek yiyen herkes sinirli olur canım. Ben bile kahvaltıda daha çok çeşit yiyorum. Bir grip salgını varmış galiba etrafta. Bu yüzden annem bana taze portakal, elma ve havuç suları hazırlıyor. Yediklerimin arasında pekmez varmış, bir de son zamanlarda bana kefir veriyor. Biraz ekşi filan ama çileklisinin tadı güzel, sevdim ben. Öğleden sonra annemle birlikte ikindi kahvaltısı da yapıyoruz. Annem benim yediklerime uzaktan bakıyor, galiba aç kalıyor annem yahu. Şu diyet mi nedir ne zaman bitecek acaba?
Biz yeni bir eve taşındık günlük. Eski evimizden daha küçük ama site olduğu için bahçesi güzel. Sabah akşam aşağı iniyoruz, kedilerle kuşları seyrediyorum ben. Annem de yürümek istiyor ama benimle birlikte uzun mesafe yürümesi de mümkün olmuyor, yoruluyorum ben hemen. Haftasonları hep birlikte mygym diye biryere gidiyoruz ve spor yapıyoruz. Annem o zaman da yoruluyor. Çocuklar mı biz mi spor yapıyoruz anlamadım dedi geçen sefer.
Ben bugünlerde geceleri devamlı uyanıyorum günlük. Aslında iyi uyurum ama nolduysa bu aralarda oldu. Annemler diş diyorlar dişime bir jel sürüyorlar, burnu tıkalı diyorlar bir fıs fıs yapıyorlar ama ben yine de biraz huysuzluk yapıyorum. Annem de babam da uykusuz be günlük. Ben de uzun süre uyumak istiyorum ama olmuyor işte ne yapayım.
Annem bu aralar diyet, kalori, salata, yağsız süt, yağsız peynir derken kafası karışıyor galiba. Bana da kendi listelerinden yedirecek diye korkuyorum. Ben seviyorum canım makarna, köfte, muhallebi, kek, kurabiye yemeyi. Fırının kapağını açıp bakıyorum ne var diye, annem kızıyor. Ben daha küçük bir çocuğum canım, benim yemem, büyümem lazım.
Bu aralarda doktor amcaya gitmedik ama annem kendi dijital tartısına beni de çıkardı. Kilom 11 kiloya yakınmış galiba. Net olarak bilemedim. Bu aralar evde vakit geçirip yemekten kilo almış olabilir miyim acaba? Annem kilo vereyim istiyor, ben kilo almak istiyorum. Ne garip dünya bu!
Benden şimdilik bu kadar sevgili günlük. Artık uyumam lazım.
20 aylık Yiğit
not. resim arkadaşım Emre'nin annesinden...

mygym

Kasım 12, 2009


Kasım ayı hızlıca giriş yaptı, baktım neredeyse ortalamışız bile. Bu kış gündem domuz gribi ile geçecek gibi görünürken, biz yeni arayışlara girdik. Ben kendi diyet listemle boğuşurken, Yiğit tontinim ise evde ne yapacağım ben bütün gün, imdat diyordu :-) Evdeki oyuncaklar bir yere kadar oyalıyor bizimkini. Sonra ne yapacağımızı şaşırıyoruz tabii. Ya bahçeye ineceğiz, ya yakında oturan anneanneye gideceğiz, ya pusetle tur atacağız ya da evde pinekleyeceğiz. (Bu arada bebek pusetiyle şehir sokaklarını turlaya-bilen insanları tebrik ediyorum, bu da ayrı bir konu!!) Evde oturmak yerine haftada iki gün mygym takılmaya karar verdik. Karar verme aşaması da pek zorlu oldu. Babası gitmeyin kalabalık yerlere derken ben evde oturan boğa(?!) haline geldik dedim durdum. Son olarak mygym daha ağır bastı. Haftada iki gün atlıyoruz arabaya, şehrin taaa öbür tarafına spor yapmaya gidiyoruz. Kız arkadaşlarımız Mira ,Selin, Ada ve Zeynep de derslere katılıyorlar. Bizim Yiğit oğlan kızlarla ilgilenmek yerine spor yapmayı daha çok sevdi. Arada bir birbirleri ile de oynuyorlar ama pek az. Atlıyoruz, zıplıyoruz, sallanıyoruz, müzik dinliyoruz, kukla gösterisi seyrediyoruz ve bir saatin sonunda yorgun argın eve dönüyoruz.
Mygym seansları hem çocuklara hem de büyüklere spor oluyor bu arada. Ben de koştur koştur derken zayıflayacağım az kaldı (!!) Ben sevmiyorum bu kış mevsimini kardeşim aaa. Hem donuyoruz, hem de yapacak aktivite bulamıyoruz.
Acilen yaz geri gelsin, benim de istediğim arzum budur :-)
not. resim sevgili arkadaşım Sibel ve eşine aittir, köşeye saklamışım zamanında bir tane !

hipoglisemi

Ekim 28, 2009

Günlerdir yazdım, yazıyorum, tamam şimdi derken vakit geçti. Yiğit'in uykusu, banyosu, yemeği, temizliği, çamaşırları, ütüsü derken kendime de birazcık vakit ayırayım dedim. Hamilelik sırasında aldığım + 15 kilonun 10 kilosu halen üzerimde . Yürüyorum, az yiyorum ,su içiyorum vs ne yapsam olmadı. Bizim oğlanın anne sütü ile ilişkisi erkenden bitince böyle kilo verme imkanım da olmadı. Gerçi senelerden beri biraz topluca(!) olmakla biraz zayıflamak arasında gidip gelen bendeniz yoruldum artık bu fazla kilolardan. Diyet öncesinde aç karnına ve tok karnına kan verdim. Tahlilerden sonra da yeni bir kavram ile de tanıştım : bende hipoglisemi varmış! Yani kan şekerim düşükmüş. Gerçi açlık kan şekerimin düşük olduğunu bilirdim ama tokluk kan şekerimin de düşük olduğunu bilmiyordum. Böylece kısa aralıklarla ve az olarak devamlı yemem gerektiğini, düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmem gerektiğini öğredim. Daha öğrenmem gereken çoook şey var :-) Örnek olarak sabah erkenden-uyanır uyanmaz- bir ajda bardak süt ve 4 adet kuru kayısı yiyorum. Sabah kahvaltım ise genelde 1 dilim beyaz peynir, 1 yumurta, 5 adet zeytin ve 3 dilim (tahıllı) ekmekten oluşuyor. Tabii diğer alternatifler de var.
Bugün diyetimin 2. haftasını tamamladım ve 1 kg verdim, çoook mutluyum :-) Listem alternatifli olduğu için seçeneklerim çok, gram ölçüleri için de genelde mutfak tartısını kullanıyorum. Bu arada, Tesco marka bir ekmek makinesi de aldım, böylece tam buğdaylı, çavdarlı, kepekli ekmekleri artık evde yapabiliyoruz. Hem bizim için hem de çocuklar için çok iyi bir çözüm. Ekmek makinesi kullanma konusunda acemiyim. Bu konuda belki tekrar yazarım.
not. resim Yiğit ve oyun arkadaşları ile gittiğimiz Gymboree Ankara. Ben sanat resim kursu için biraz erken olduğunu düşünüyorum.

Yiğit 19 aylık

Ekim 15, 2009

Sonbahar geldi hızlıca. Daha ben hava çok soğuk değil ama derken dün akşam kaloriferler yandı. Bu gece hava sıcaklığının 15 derecenin altında olması demek. Kıyafetler az geldi, kazak mont zamanı gelmiş. Ben bunlarla uğraşırken Yiğit oğlum bahçelere daldı hızlıca. Sarı yapraklarla oynamaya, yerdeki yapraklara basmaya bayılıyor. Bir de yağmur yağdı dün gece bozkır topraklara, yerler hemen az da olsa çamur içinde. Biz yine de bahçeden vazgeçmedik.
Yiğit 19 aylık oldu. Mevsim sonbahara dönerken biz de 2 yaşımıza doğru hızla ilerliyoruz. 19 aylık Yiğit neler yapıyor diye düşündüm hemen. Herşeyi anlar, herşeyi farkeder hale geldi. Söylediklerimizin çoğunu anladığını düşünüyorum. Kendisi fazla kelime kullanmıyor ama isteklerini ıı-ıııh diyerek anlatmaya çalışıyor. Sokakta gördüğü her kedi veya köpeğin peşinde. Araba koltuğunda dışarda olanları anlamaya çalışıyor. Yağmuru büyük bir hayretle seyrediyor. Sabah uyanma saati 07-07.30 arasında. Öğlen yaklaşık 2 saat uykusu devam ediyor. Geceleri uyku saatimiz 22-22.30 arasında. Halen geceleri uyanıp süt istiyor. Kendi odasında ve kendi yatağında huzurlu olarak uyuyor. Son hafta içerisinde geceleri uyanıp ağladı ama diş diye bekliyoruz. Şu anda altta 4, üstte 6 olmak üzere toplam 10 dişi var.
Ah ben bu kışı sevmiyorum diyorum ama ne desem boş. Kış kapıdan kendini gösterdi bile. Bir de bu sevimsiz gripler kapıda. Çocukları olanlar evde ne yapsınlar? Dışarda değişik gripler varken, biz de değişik programlar üzerinde çalışıyoruz. İnşallah mygym gibi aktiviteler konusunda bir problem olmaz. Yoksa tüm kış evde çocukla nasıl aktiviteler yapılır bilemiyorum doğrusu ...
not. beyaz unsuz şekersiz hamur işleri yazarı Arzu Aygen'i bilirsiniz değil mi? bu da bir yazısı...

in viaggio con la macchina

Ekim 03, 2009

Yiğit ile bu senenin son deniz-kum-güneş tatilini de yaptık, eve geri döndük. Yolculuk Akdeniz kıyılarına, Antalya'ya idi. Araba ile bizim için ilk defa bu kadar uzun bir yolculuk oldu. Ankara ile Antalya arasındaki toplam 544 km. yolu gidişte 7 saatte, dönüşte 9 saatte geldik. Hepimiz için iyi bir tecrübe oldu. Yine de küçük çocukla yolculuk yaparken imkan varsa uçak en iyi alternatif bence.
Antalya'da Konyaaltı sahil şeridinde ve şehir içinde olsun diyerek bir otelde kaldık. Ben bir daha aynı yere gideceğimi zannetmiyorum. Otel genel olarak fena değildi ama özellikle yemeklerden memnun kalmadık. Yiğit için yiyecek birşey bulmakta zorluk çektik. Yiğit kalabalık bir ortamda yiyeceklerden çok etrafla ilgilenmeyi tercih eden bir çocuk olduğu için yemek yedirmek ayrıca zor oldu. Koştu, oynadı, insanlarla tanıştı, denize girdi, havuza girdi, çocuk kulübünde yeni arkadaşlar edindi, ama yemek yiyemedi, gece de uyuyamadı. Yemek konusunda genelde yoğurt, pilav, makarna, muhallebi ve meyva ile yetinmek zorunda kaldık. Geceleri de birkaç saatte bir uyanıp bağırdı, ağladı. Benim tahminim iyi doymadığı için aç kaldığı yönünde ama babası ise havanın sıcak ve çok nemli olduğunu, bu yüzden uyumasının zor olduğunu söyledi. Bilmiyorum hangisi doğru. Genel olarak hava güzel ve güneşli olduğu için vaktimizi denizde veya gezerek geçirdik.
Hemen bebekleriyle veya küçük çocuklarıyla araba yolculuğu yapacak olanlara kendi tecrübelerimi aktarayım: ( Yiğit 18 aylık )
  • Çocukların yemek ve uyku saatlerine dikkat etmek gerekiyor. Sabah çok erken saatte yola çıkabilirsek, Yiğit uykusunun bir kısmını da yolda alıyor, iyi oluyor.
  • Her şeyden önce güvenlik. Bebek ve çocukların kilolarına ve yaşlarına uygun araba koltuğunda ve kemerleri bağlı olarak seyahat yapmaları en öenmli kural. Biz de bu kuraldan taviz vermiyoruz.
  • Çocuk için bir oyuncak-aktivite çantası. Bizim en çok kullandıklarımız oyun hamurları, legolar,oyuncak direksiyon ve sesli müzikli kitaplar oldu.
  • Çocuk için ayrı bir yiyecek - içecek çantası. Biz biberon ile süt verdiğimiz için iki adet biberon taşıyorum. Süt olarak Nestle veya Pınar 200 ml. çocuk sütlerinden alıyorum ve direkt olarak biberona koyuyorum. Kamışla yolda içmek zor oluyor. Çantada ayrıca kurabiye, bisküvi, mini yoğurtlar, kavanoz maması, su ve meyva suyu oluyor. Bizim gibi çocukların da yolda sıvı almaları gerekli.
  • Alt ve üst değiştirmek için gerekli kıyafetler. Yolda birkaç kere kıyafet değiştirdiğimiz oldu. Tulum, şort, tişört, yelek, çorap gibi kıyafetlerin her birinden en az 2 adet gerekiyor. Bir bakıyoruz terlemiş, bir bakıyoruz kusmuş, bir bakıyoruz altını değiştirmek gerekiyor. Çantanın içinde alt değiştirme örtüsü veya ince bir örtü gerekiyor. Yanımızda pamuklu örtü de taşıyoruz. Bazen üzerine örtü olarak kullandım bazen de yemek yerken üzerine dökülmesin diye gerekti.
Tabii ki her çocuğun kendine özel ihtiyaçları da olacaktır. Evde yapılmış kek, kurabiye gibi yiyecekler kadar sade bir çorba içmek de iyi gelebiliyor. Tabii bunun için temiz bir restaurant bulmak gerekli. Ankara- Antalya arasında özellikle Afyon civarında birkaç iyi yer var. Hem çocuklar için hem de büyükler için inip hava almak iyi geliyor. Biz de durup dolaşmayı da ihmal etmedik. Yine de bence küçük çocuklarla arabada yolculuk zor. Arabada devamlı olarak küçük bir çocuğu oyalamak kolay değil. Bir yandan da arabayı kullananın da dikkatini dağıtmamak lazım. Ben bir süre evde oturmak, dinlenmek istiyorum :-)

Yiğit 18 aylık

Eylül 21, 2009

Yazdan kalma bir fotoğraf daha. Ne zamandan beri Ankara'dayız ama bir türlü buraya alışamadık. Yiğit oğlum deniz günlerini, ben de sıcak havayı özlüyorum. Bozkırda neredeyse kış geldi gibi, gündüz yağmur geceler soğuk iyice. Yiğit oğlan ile giyinip dışarı çıkıyoruz artık. Park, bahçe, Alışveriş Merkezi derken turlamaya başladık yine.
Yiğit 18 aylık oldu , ben bu yazıyı yazana kadar kaç gün geçti bile. Blogger da sağolsun, devamlı problem çıkarıyor. Ne zamana kadar böyle devam edecek hiç bir bilgi yok etrafta. Bayram dolayısı ile internet hızlandı gibi, hemen 18 aylık notlarımı yazayım buraya dedim.
18 aylık doktor kontrolumüze gittik. Karma aşımızı olduk. Biraz nezle biraz hapşırma ile bu sonbahar günlerimizi iyi geçirmeye çalışıyoruz.

18 aylık doktor kontrolü ve benim aklımda kalan notlarım :
  • 18 aylık sağlıklı bir bebek artık yürüyebiliyor olmalı (*doktor notları ) . Yiğit düşüp kalkma konusunda beceriksiz olmakla birlikte normal olarak yürüyebiliyor.
  • 18 aylık sağlıklı bir bebek ortalama 6 dişe sahip olmalı. Bizim üstte 6 , altta 4 adet olmak üzere toplam 10 adet dişimiz var. Son 2-3 aydan beri yeni diş gelmedi. Alttan 2 azı dişi hazırlık yapıyor gibi gözüküyor.
  • Normal zamanında ve normal doğmuş bir erkek bebek için ortalama 10.5-11 kg. ağırlık, 81-81.5 cm. cm boy bekleniyor. Bizim kilomuz 10.250 kg., boyumuz 81 cm. Yiğit erken ve zor bir doğumla, düşük kilolu olarak doğdu. Tüm bunlar bebeğin boyunu ve kilosunu etkiliyor.
  • 18 aylık bir bebekten ortalama bir kaç kelime söylemesi bekleniyor. Bizim arasıra yok olup geri gelmekle birlikte anne, baba, dede, anneanne, bu şeklinde kelimelerimiz var. Kelimeler kadar önemli olan da söylenen basit cümleleri anlayabiliyor olması. Yiğit topu at gibi. Ben Yiğit'in bizim konuştuklarımızın büyük kısmını anladığını düşünüyorum. Yine de kelime dağarcığımız çok az.
  • Tuvalet eğitimi konusunda bir ilerlememiz yok. Yemeklerden 20-30 dakika sonra ( Tracy Hogg öyle diyor) tuvalete adaptörü ile oturtuyorum. Bazen de lazımlık ile deniyorum. Ne olduğunu anlıyor fakat henüz tuvalete oturmak istemiyor. Biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
  • Benden gördüğü kadarı ile dişlerini fırçalamaya başladı. Oral-B stages ile yaşa uygun çocuk diş fırçası bulmak aldık. Sabah-akşam mini diş fırçası ve minicik macun ile diş fırçalamaya çalışıyor!
Burada yazdığım notlarım bizim doktora ve Yiğit'in kendi özel gelişmesine uygun olduğunu söylemem lazım. Her bebeğin doğum, büyüme ve gelişmesi kendine özel. Her biri ayrı ve bireysel olarak değerlendirilmeli. Bunu ben de çok iyi bilmeme rağmen diğer çocuklarla karşılaştırmadan da duramıyorum :-)

ilgilenenler için not. ben minimui anne-bebek dergisine bayıldım! Yiğit de şarkılarını çok sevdi!

Ferragosto*

Eylül 09, 2009

Evet kocaman bir yaz geçti gitti, biz de artık buralardayız. Deniz kenarından bozkıra döneli neredeyse 10 gün oldu ama elim yazmaya gitmiyor nedense. Buraların kuraklığı mı desem, soğuk geceler mi desem, sarı yapraklara alışamadım mı desem bilemedim. Ama alışmak lazım buralara, gündüz denize gidelim der gibi kocamannn ellerini açan Yiğit oğlana başka yapacak aktiviteler bulmak lazım. Evde oyuncaklardan sıkılınca dışarı bahçeye çıkmak lazım, pusetle en yakın parka gidebilmek için kaldırımlarda ralli yapmak lazım, akşamüzeri mısır keyfi için mısır haşlamak lazım. Her gün deniz banyosu yapan Yiğit oğlumu evde banyoya soktuktan sonra çıkarabilmek için dakikalarca uğraşmak lazım. Eh deniz kenarı kadar keyifli olmasa da bozkırda da yapacak şeyler bulmak lazım...
Biz ağustos ayı boyunca neler mi yaptık? Aklıma gelenleri hemen sıralayayım :
  • Her gün sabahtan denize girdik, önce sahilde oturduk, taşlarla oynadık, sonra bebek simidi ile denize girdik. 10 dakika ile başlayıp yarım saate kadar denizde kaldığımız oldu.
  • Öğlen yemek yedik, uyuduk. Bazen 2.5-3 saat arasında öğlen uykusu uyudu. Park yatak evdeki kendi yatağı kadar rahat gelmedi.
  • Öğleden sonra ikindi kahvaltısı yaptık, meyva ve yoğurt yedik. Akşamüzeri yine deniz kenarına indik. Bazen denize girdik, bazen pusetle yürüyüş yaptık, bazen deniz kenarında oynadık, bazen kumsalda taş topladık.
  • Akşamüzeri hava kararınca eve döndük, anneannesinin yemeklerinin tadına baktı. Bazı akşamlar yemek yemedi, yoğurt muhallebi ile geçiştirdi. Gece 21.30-22.00 gibi uyudu.
  • Gece uykusu iyi değildi. Gece boyunca bazen defalarca uyandı. Bazen park yatakta bazen benim yanımda uyudu, uyandı. Kesintisiz uyku için çok uğraştık ama genelde olmadı. Sivrisinek dedik, yatak dedik, sıcak dedik, soğuk dedik, süt dedik, su dedik uğraştık.
  • İlk günler şapkalar, 50 koruma faktörlü mustela kremlerle denize girdik. Daha sonra biraz daha az krem ama yine de mutlaka şapka ile denizdeydik.
  • Pusetle hiç uyumayan çocuk orada denize karşı pusetinde uyudu! Uyutamadığım zamanlarda puset çok işe yaradı.
  • Her gün sabahtan Bodrum simidi, öğleden sonra haşlanmış mısır yenildi, pek hoşuna gitti.
* ferragosto. 15 ağustos tarihinde İtalya'da tatil dönemine denk gelen zaman.

ara zamanı

Temmuz 26, 2009

Bizim için yolculuk zamanı geldi. Mayıs ayında yaptığımız kısa tatilden sonra yine Bodrum yollarındayız. Bu hafta içinde Yiğit oğlan ile birlikte uçuyoruz. Kıyafetler, ilaçlar, oyuncaklar, mayo, havuz, güneş kremi, simit derken uzun bir liste beni bekliyor. Annemlerin evindeyiz, daha uzun bir tatil düşünüyoruz. Yüzme, gezme, oynama, güneşlenme, dinlenme, okuma gibi planlarımız da var. Ama bebeklerle yapılan tatillerde planlar fazla işe yaramıyor . Her an her şey olabilir demek lazım. Yemek, uyku, oyun saatleri tamamen değişiyor. Açık hava, oksijen, güneş, deniz derken zaman çok hızlı bir koşturmaca şeklinde geçiyor. İnşallah bu tatilden kilo almış, yüzmüş, iyi uyumuş, iyi yemek yemiş bir Yiğit oğlan ile geri döneriz.
Ben bu yolculuk ile birlikte yazılarıma ara vermek istiyorum. Hem orada internete bağlanmak zor oluyor, hem de bir süre yazmak istemiyorum. Uzun zamandır blog yazan biri olarak bu aralar yazmak içimden gelmiyor. Hepimizin kendine göre geçerli bazı sebepleri var. Bazı blog yazarları kısa zaman sonra yeniden yazılarına dönüyor, bazıları ise dönmüyor. Ben kısa zaman sonra döneceğimi umuyorum, öyle olmasını istiyorum. Bu bir veda yazısı olmasın, ara verme yazısı olsun. Bize müsaade arkadaşlar :-)
Umarım tüm bebekler sağlıklı ve mutlu bir tatil geçiriyorlardır, bizi sizi devamlı takipte olacağız!
Hoşçakalın, sağlıkla kalın olur mu? Hoşçakalınnnn.....

Yiğit 16 aylık

Temmuz 14, 2009


Evet yürüyor artık. 15.5 aylık iken başlayan yürüyüş serüvenimiz devam ediyor. Yine de ben heyecanla takipteyim, çünkü her an düşebiliyor. Sol ayağını iyi basamıyor olması, düştüğü yerden kalkması konusunda beceriksizliği beni tetikte tutuyor. Dünya için küçük, Yiğit için büyük bir adım. Ben bu konuda yazılmış onca yazı okumama, doktordan bekleyin diye duymama rağmen, büyük bir endişe içindeydim. Anne olmak öncelikle endişe etmek demekmiş, öğrendim. Anne olmak bebeğin için en iyisini istemek, her an takipte olmak, okumak öğrenmek, gözlemek demekmiş, öğrendim.
Bu satırları yazarken neden blog yazmaya başladığımı da düşündüm. Öncelikle gezicini olarak hoşuma giden yerleri yazmaya başlamıştım. Daha sonra Yiğit ile birlikte Yiğit'in günlüğüne başladım. Hamilelik döneminde ve doğumdan sonra vakit oldukça blogları okudum, bilgilendim. Ben de hem Yiğit oğluma bir anı kalsın, hem de daha sonra kendi yazar diye bu blogu da oluşturdum. Hem güzel arkadaşlarla tanıştım hem de Yiğit'in yeni oyun arkadaşları oldu. Çok güzel vakit geçirdik, çok şeyler paylaştık, çok şeyler öğrendik. Yiğit'in yürümesini benim kadar sevinçle karşılayan tüm arkadaşlara da teşekkür ederim. İşte bu yüzden iyi ki yazmışım bu satırları diyorum ...

okuma konusu. çocukları fazla kilolardan korumak için sağlık kılavuzu hazırlandı.

bir gölge gibi

Temmuz 08, 2009

Bilgisayar masasında oturuyordum. Birden koridordan hızlıca bir gölge salona doğru ilerledi. Kalktım baktım, gülümsedim. Sonra bir daha baktım, inanamadım. Evet çok acayip bir şey oldu. Yiğit yürümeye başladı. Tam olarak 15 ay 2 haftalık iken yürüdü. Emeklemeyen çocuk yürüdü. Halen sol ayağını içeri doğru basıyor, arada kafayı sağa sola vuruyor, arada pat diye düşüyor ama uzun zaman boyunca ayakta durup yürüyebiliyor. Çekmeceleri açıyor, TV kumandasını karıştırıyor, anahtarları saklıyor, mutfağın kapısına gelip mır mır mamma veya su istiyor. Ben bu olanlara inanamıyorum. Artık ne zaman yürüyecek diye endişeler içinde bekliyordum. Sol ayağını yere iyi basamaması beni düşündürüyordu. Evin taşınması sırasında boş kalan salonda tahta parkede bir hafta boyunca devamlı yalınayak yürüyen Yiğit birden tutunmayı bırakıp yürümeye başladı. Yeni ev eskisinden küçük ve yürüyecek yer daha az. Bahçeli olması ise güzel, tarafı sabah akşam dışarı çıkabiliyoruz. Bebeğe bakacak kimse olmadığı için halen eşyalar yerleşemedi. Ne nerde bilmiyorum, bulamıyorum. Öğlen Yiğit uyurken evi toplamaya çalışıyorum. Balkonda oturmak keyif yapmak istiyorum ama o kadar çok iş var ki. En güzeli ise Yiğit oradan oraya koştururken seyretmek. Çok şükür, bunu da gördük ! MAŞALLAH !
Not. videoları bilgisayara yükleyemedim, yürüme videosu daha sonraki yazının konusu olsun...

Yiğit 15 aylık

Haziran 14, 2009


Bu yaz bozkıra yaz gelmeyecek gibi. Olsun gelmesin, daha iyi. Haziran ortası oldu ama her gün yağmur, her yer sular seller içinde. Deniz kenarında iyi de, burada sıcak hiiç çekilmiyor. Biz de zaten ev taşımak için biraz daha buradayız. Hemen yakında bir başka eve gideceğiz. Bebek bir yanda eşyalar diğer yanda, bakalım nasıl olacak?
Yiğit 15 aylık. Annne-mamma-babba-dedde-bu gibi 3-4 kelimesi var. Kaşıkla kendisi yemek istiyor. Suyu bardaktan veya meyva suyunu kamışla içebiliyor. Etrafın çok farkında sanki. En çok etraftaki küçük çocuklara dokunmak istiyor. Onlar kaçınca da şaşırıyor. Yeni bir oyuncak ses çıkarınca hayretle dönüp bana bakıyor. Halen ve halen elinden tutup yürüyoruz. Bu durum beni endişelere sürüklese de çocuk doktoru ısrarla erken ve düşük kilolu doğduğunu hatırlatıp sabırla bekleyin diyor. Doktora güvenip beklemeye devam ediyoruz.
Yemek konusu bir soru işareti. Bazen ne olursa yiyor, bazen de başını hızlıca iki tarafa sallayarak ıııııı diyerek reddediyor. Dün yediği biraz olgun bir muzu hemen kustu. Boğazına takılan, sevmediği, yutamadığı şeyleri hemen kusuyor. Ama yeşil erik dayanılmaz bir cazibe onun için.
15. ay doktor kontrolü. son 1.5 ayda +300 gr alarak 9.900 kg. olmuş. Boy 78 cm. Bir kere daha pnömokok aşısı yapıldı. 18. aya kadar başka aşısı yok.

O.D.T.Ü. kampüste

Haziran 04, 2009


Yorgunum bu günlerde. Bodrum'dan geldik, bozkıra uyum sağlamaya çalışıyoruz. Ev toplanacak, çamaşırlar yıkanacak, ütüler yapılacak, Yiğit'in çamaşırları ayrı olarak sabunla yıkanıp ütülenecek. Yemek yapılacak, son zamanlarda yemeyen bebeğe yedirilecek, diş sancıları için jel ile dişlere masaj yapılacak, halen yürüyemeyen bebekle elele tutuşarak yürünecek. Sadece o değil, anne-baba da yemek yiyecek, alışveriş yapılacak, ev temizlenecek, hatta yeni ev aranacak. Evde yapılacak tonla iş varken bebekle devamlı dışarı çıkılacak. Dışarı çıkmak isteyen bebek bağıracak, ağlayacak , annenin de çok az olan sabrı tükenecek. Yürü, yürü , yürü, belin tutulana kadar yürü. Sonra oğlum artık yürü bak kocaman oldun de. O seni anlar mı bilinmez. Evde bitmeyen işlerden bunalan anne bel ve ayak ağrıları da artınca artık yürüyemez hale gelir.
Geçtiğimiz hafta sonu çok çocuk ve anneyle buluş. Mutlu olduk. Bu kadar çok çocuk ve anneye hayret ile baktık. Hatta iki gün sonra yine Çiğdem ve Selin ile buluştuk. Yiğit O.D.T.Ü. ormanlarında koştursun. Güvercinler bir tarafta, arkadaşlarımız hemen yanımızda. Yeter ki Yiğit oğlan sağlıklı ve mutlu olsun. Anne biraz yorulmuş ne olacak ki? Bana müsaade, benim gidip yatmam lazım ....

Bodrum notları

Mayıs 31, 2009


Biz deniz kenarına gittik ve bozkır memleketimize geri döndük. Hem çok güzel hem de yorucu günler geçirdik. Deniz kenarında oturduk, ayaklarımızı denize soktuk, taşlarla oynadık. Evde bahçede ise mini havuzda oynadık, suyun içinde keyifli zamanlar geçirdik. Hava genel olarak sıcak, bazen bulutlu bolca da rüzgarlı idi. Denize ben girdim ama Yiğit için biraz soğuk geldi. Biz de sadece kenarında oynamakla yetindik. Devamlı yürüdük, bahçede yolda her yerde yürüdük. Halen tek elimizi tutarak yürüyoruz. Daha önce neden emeklemiyor diye endişelenirken şimdi de neden yürüyemiyor diye meraktayım. Hayatım neden öyle neden böyle diye sorgulamakla ve endişe içinde geçip gidiyor.
Burada çok az uyuyan Yiğit oğlan Bodrum'da iken uzun gündüz uykuları keyfi yaptı. Geceleri önce yatağını aradı, mızladı, sonra da alıştı. Park yatak evdeki kocaman yatağı kadar rahat değildi sanırım. Yatakta dönüp durmayı çok sevdiği için geniş yataklar daha konforlu geliyor. Eve geldikten sonra gündüz uykuları yok oldu ama uzun gece uykuları geri geldi. Her şeye alışmak zaman gerektiriyor, ee bizimki de sonuçta 14.5 aylık bir bebek.
Dönüş yolculuğu ise rahat başladı, devamı temizlikle geçti. Uçuşta kalkıştan hemen sonra kek yiyen Yiğit birden kusmaya başladı ve hem onun hem de benim üstüm başım battı. İkimizin de üstünü başını sil, kıyafetleri değiştir derken baktık gelmişiz bile. İnerken uyumaya başlayan oğluşum babasını görünce birden canlanıverdi yeniden :-)
Geldik , bakalım bir dahaki tatil ne zamana olacak? Şimdi temizlik zamanı ,evi toplamak yemek ve uyku saatlerini yeniden düzenlemek lazım. Çok çalışmak lazım, çoook ...

not. okuma konusu. bebekleriniz ve kendiniz için organik ürünler pazarlarına uğranabilir...

bozkırda bahar

Mayıs 11, 2009

Neredeyse mayısın ortası oldu ama hemen hemen her gün yağmur yağıyor. Bozkır topraklar az da olsa yeşillendi. Tam hava ısındı derken yeniden yağmur hatta dolu yağıyor buralarda. Biz de grip salgını derken kapalı yerlere gitmekten vazgeçtik, Yiğit ile birlikte parka bahçeye gidiyoruz. Bir yağmur bir güneş idare edip gidiyoruz işte. Yiğit ile birlikte İncek Çankaya Belediyesi parkı, Oran'da park, O.D.T.Ü. kampüs içi derken dolaşıp duruyoruz. Parkta diğer arkadaşlarla tanışıyor, salıncakta sallanıyor, kaydıraktan kayıyoruz. O.D.T.Ü'de bahar şenliğine denk geliyor, Caz Konseri dinliyoruz. Ablalarla çimenlerin üzerinde koşturuyoruz. Bu arada üst azı dişlerini çıkarmakta olan oğlum bir keyifli bir keyifsiz. Portakal suyu içiyor bazen, bazen de hiçbir şey yemiyor. Yürüme çalışmaları devam ediyor ama elimizden tutarak yani destekli.
Geçtiğimiz haftasonu ise Mira ve annesi Banu'nun evine misafir olduk. Eski arkadaşlar Mira, Çınar, Arda, Selin ve yeni tanıştığımız Zeynep ve Ada ile oynamaya çalışıyoruz. Ama en çok Çınar ile pencere kenarında takılıyoruz. Biraz düşerek biraz tutunarak biraz yürüyerek bağrışıp çağırarak zaman geçiriyoruz. Banu her zamanki gibi güzel mamalarla bizi ağırlıyor, kendisine teşekkür ederek ayrılıyoruz. Son zamanlarda olduğu gibi çıkışta yine yağmur yağıyor, hatta biraz zaman sonra doluya çeviriyor. Doluyu seyrederek geze geze eve dönüyoruz...

not. okumak isteyenler için. domuz gribi, kuş gribi ve İspanyol nezlesi ...

doğum günü

Mayıs 03, 2009


Sevgili dayıcım,
Yarın doğum gününmüş, annem öyle söyledi. Ben de sana buradan bir mesaj göndermek istedim. akşama da belki kamera ile görüşürüz veya skype ile konuşuruz değil mi? Benim söylediklerim henüz anlaşılamıyor ama olsun, sen anlarsın değil mi dayıcım? Beni bazıları sana çok benzetiyor da, beni sen anlarsın diye düşündüm. Beni en son gördüğünden bugüne ben büyüdüm biraz. 13.5 aylık oldum, mayısın ortasında 14 aylık olacağım ben. Beni gördüğünden bu yana artık çok şeyleri yiyebiliyorum dayı. Baharda çıkan şu kırmızı ve ekşi meyvayı da çoook sevdim, annem adına çilek diyor galiba. Bir o kırmızı meyva bir de hani sarı renkli uzun tatlı birşey var, muz diyorlar galiba, o da çok güzel. Her gün muz ve çilek olsa ben yerim dayı.
Annem emeklemedim diye üzüldü ama galiba beni fazla yere bırakmadıkları için ben sürünmeyi öğrenemedim dayı. Ooo devamlı kucaklarda gezdim sorma. Bu aralar neden hala yürüyemedim diye üzülüyorlar . Yahu bu yetişkinler de devamlı dert edecek birşey buluyorlar kendilerine, sorma! Bu sıralar annemle babamın elinden tutuyorum, öyle daha güvenli oluyor yürümek değil mi? Amann dert değil, zamanı gelince yürürüm ne olacak?
Sen ve Elif abla nasılsınız? Oralara da bahar geldi mi? Galiba Kanada soğuk bir ülkeymiş, ben bakalım ne zaman görebileceğim? Sizin olduğunuz şehir daha ılımanmış galiba dayı, doğru mu? Bizim burada hala her gün yağmur yağıyor dayı. Bahar geldi havalar ısındı diyorlar ama kısa tişört şort giyemedik daha. Annem sağolsun nerdeyse her gün beni dışarılarda dolaştırıyor. Ankara'da görmediğim park, bahçe, Alışveriş Merkezi, restaurant, cafe kalmayacak bu gidişle. Annem şehir rehberi filan mı diye düşünüyorum dayı. Aslında sen olsaydın biraz da seninle dolaşırdık değil mi? Bazen annemden bıkıyorum ben dayı, babamın da işi çok oluyor. Neyse artık sen gelince hep seninle dolaşırız olmaz mı? Hem beni oyun parklarına götürürsün, hem o zamana ben daha büyümüş olurum herhalde.
Ben senin doğum gününü kutluyorum buradan dayı. Sen vişneli çikolatalı pasta severmişsin galiba, ondan yeriz birlikte sen gelince. Annemle babam da nice mutlu sağlıklı yıllar diliyorlarmış, ben ne demek bunları anlamıyorum pek. En kısa zamanda görüşelim dayıcım.
Seni özleyen yeğenin.
Yiğit

Yiğit 13.5 aylık

Nisan 29, 2009

Resim çok güzel bir cumartesi gününe ait. Geçtiğimiz cumartesi günü Çiğdem ile birlikte birden kendimizi Bilkent Real civarında bulduk. Hava 15-16 derece ve güneşli olunca biz de çocuklarla birlikte şenlendik. Ben de inanamadım ama bu bebişler birbirlerini tanıdılar! Selin ve Yiğit birbirlerine baktılar, güldüler ve hatta elele tutuştular :-) Bize de bu güzel günün keyfini çıkarmak kaldı tabii...
Bu hafta içinde ise yine Güven Hastanesinde Dr. Ogün Kurne'ye kontrol için gittik. Resimden belli oluyor mu bilmiyorum ama oğlumuzun yanaklarında yaklaşık iki aydan beri devam eden kırmızı sivilce benzeri noktacıklar var.  Doktorların değişik görüşleri var, alerji veya virüs gibi. Son olarak bir dermatoloji uzmanı arkadaş da gördü ve teşhisini söyledi : Gianotti- Crosti Sendromu (acrodermatisis papulosa eruptiva infantilis) İngilizce olarak buradan veya Türkçe olarak buradan okuyabilirsiniz.  Bebek ve çocuklarda görülebilen bir çeşit virüs diyebiliriz.  Farklı virüsler yok açabiliyor, sitomegalovirüs veya epstein-barr virüsü gibi. Şu anda yapabileceğimiz bir tedavi yok gibi. Daha önce kortizonlu bir krem de kullandım fakat 5 gün içinde bir sonuç alınmadığı için bıraktık. Son olarak çocuk doktorumuz da gördü ve şimdilik yapacak birşey olmadığını, kan analizi yapmanın gereksiz olduğunu, zamanla geçeceğini söyledi. Şimdilik vücut ve saç için sebamed ürünlerinden kullanıyoruz, farklı bir şey de yapmıyoruz.
13.5 aylık Yiğit için notlar :
* Kilomuz 9.690 gr, boyumuz 77 cm., baş çevremiz 47.5 cm. (son bir ayda sadece + 140 gr)
* Doktorumuz 1 yaşından sonra aylık ortalama 120-180 gr almanın normal olduğunu söyledi.
* Bizim göremediğimiz üst azı dişi kendini doktora gösterdi, böylece altta 2, üstte 5 olmak üzere toplamda 7 dişe ulaştık.
* daha önce bir-iki kere pipinin ucundan mini bir kan damlası geldi, bu bazı durumlarda olabiliyormuş. vücuttaki kalsiyum oranı veya sünnet derisinin durumu da etkili olabiliyormuş.
* normalde 15. ayda olacağımız su çiçeği aşısını şimdiden hastanede olduk. bu aralar salgın varmış, aman dikkat!

mini tren

Nisan 25, 2009

Saç tasarım çalışmalarının hemen ertesi 23 Nisan günü. Aman aman o nasıl bir gündü öyle? Babası çalıştığı için 23 Nisan aktivitelerine katılma görevi anneye düştü. Yiğit öğlen uykusundan uyanır, alt üst değiştirilir ve yola çıkılır. E hangi 23 Nisan günü yağmur yağmaz ki? Yolda başlayan yağmur doluya ve sağnak yağmura çevirir. Yiğit ile birlikte arabada mahsur kaldık! Döndük dolaştık açık yerlerden vazgeçtik, sonra da Panora 'ya giremeden geri döndük. Panora Alışveriş Merkezinin kapısında belki 50 araç sıra bekliyordu! Ben hafta sonları genelde kapalı AVM'lere oğlumu götürmediğim için, nasıl bir kalabalık olduğunu tahmin edemedim. Eh açık ve kapalı yerlerden vazgeçtik, artık eve dönelim bari dedik. Eve gelmeden hemen önce 365 'e bir bakalım dedim. (Artık buraya fazla gelmiyorum, içinde gezecek yer bulamıyorum) Aaa burada sıra yokmuş? Geç de olsa girdik, en üst kat yiyecek katına çıktık. Bir gürültü, bir müzik sesi geliyor yukardan. Çocuklar dans ve müzik gösterileri yapıyorlardı. Biraz seyrettik, sonra oradan vazgeçip D&R kitapçısına girip çocuk kitaplarını incelemeye başladık. Bu arada dışarda çocuklar için bir tren var, bizim Yiğit'in aklı orada.  Ne zaman tren sesi gelse oraya bakıp duruyor, çığlıklar atıyor. Neyse ki, babası yetişti ve baba-oğul tren sefası yaptılar. Bana da fotoğraflarını çekmek düştü :-)

not. ben Türkiye İş Bankası Çocuk Kitaplarına bayıldım. Eğer siz de incelemek isterseniz Okul Öncesi Kitapları burada. Biz renkli resimli Pisi Kedi serisini çok sevdik :-)

kuaför

Nisan 24, 2009


23 Nisan için hazırlıklarımız bir gün önceden başladı. Uzun zamandan beri Yiğit için düşündüğümüz fakat bir türlü yapamadığımız şeyi yaptık, saçlar gitti! Daha önceden babası ve anneannesi oğlumun saçlarını kırpmışlardı ama bir türlü iyi bir saç kesimi olmamıştı. Arkalar lüle lüle, önler yamuk, kulakların üzeri kapalı derken bu işi bir kuaförün yapmasına karar verildi. Saçları uzun olunca çok da terliyordu. Daha önce ben kendi saçlarıma fön çektirirken de denemiştik ama başarılı olamamıştık. Bu sefer babası ben bu işi halledeceğim dedi ve bir akşam erkenden Hoşdere caddesindeki erkek kuaförüne gidildi. Tabii ben de hemen peşlerinden! Babasının yardımıyla yükseltici koltuğa oturdu, saçlar makine ve makas yardımıyla kesildi. Ben de bu anı fotoğrafladım hemen. Bizim oğlan önce ne olduğunu anlamadı, sonra duruma uyum sağladı ve saçlarının kesilmesine izin verdi. Giden saçlara baktı kaldı. Eh, demek ki bundan sonra bu iş daha kolay olacak, ama gitti işte güzelim kumral saçlar:-(

23 Nisan

Nisan 20, 2009


23 Nisan tarihi benim için çocukluğumdan beri önemlidir. Neden bilmem, ilk defa dondurma yiyebileceğim tarih olduğu için mi, güneşin yüzünü gösterdiği zaman olduğu için mi yoksa etraftaki bahar çoşkusundan mı neden bilmem ama içimi bir çoşku kaplar. 23 Nisan 1920 tarihinin T.B.M.M. açılışı ile ilgili olduğunu bilmezdim tabii o zamanlar. Tek bildiğim sokakta bizim apartmanın yan bahçesinde koşmak oynamak, terlemek, dondurma yemekti o zamanlar. Sonra biz büyüdük, apartmanların yan veya arka bahçeleri kalmadı, sokakta oynayan çocuklar ise Alışveriş Merkezlerine taşınmaya başlandı. Ne yazık! Bizim Yiğit henüz sokakta parkta koşup oynayabilecek yaşa gelmedi ama o zaman yine de sokakta oynaması çok zor. Belki parkta, belki AVM'lerdeki oyun alanlarında, belki kreşte , bazen de evlerde akraba ve arkadaşlarla oynayabilecek. Zaman geçtikçe oyunlar, oyun yerleri ve arkadaşları da hızla değişecek.

Eğer siz de 23 Nisan haftasında Ankara'da yaşıyorsanız, belki kendinizi çocuğunuzla birlikte parka bahçelere atabilirsiniz veya 4. Küçük Hanımlar Uluslararası Çocuk Tiyatroları festivaline gidebilirsiniz. Belki 25 Nisan cumartesi Kuğulu Park civarında olabiliriz. Yiğit ve ben sokak sokak, park park gezerken sizinle de karşılaşabiliriz bir yerde, kimbilir?

bu haftanın okuma konusu. Bahar alerjisi ve polenler : anne babaları hassas olan çocukların alerjik reaksiyon gösterme riski daha yüksek. özellikle kavak, huş ağacı, kızıl meşe, kızılağaç, fındık, servi, kayın gibi ağaçlarla arpa, buğday, yulaf, çavdar ve mısır gibi hububatlara dikkat!

Nehir Bayazıt

Nisan 16, 2009

Diğer blogları gezerken tesadüfen gördüm onları. Nehir Bayazıt ve ailesi. O anda anlamadım aslında, ama daha sonra yazılanları okuyunca boğazım düğümlendi. Ne yazsam nasıl yazabilsem bilemedim. O minicik beden güçlü bir şekilde mücade ediyor. Annesi, babası ve ablasının destekleri ile bu zor günleri atlatacak inşallah. Biz de buradan size tüm pozitif enerjimizi gönderiyoruz. Siz de okumak isterseniz annesi Zeynep Erden Bayazıt'ın yazdığı site burada.


Yiğit 13 aylık

Nisan 13, 2009


Yiğit 13 aylık oldu. Bu arada bahar geldi, ağaçlar tomurcuklandı, etraf pembe ve sarı çiçeklerle doldu. Bizim bozkır başkente bahar geç geliyor ama seyretmesi de çok güzel oluyor. Biz kışın kar yağarken bile dışarda dolaştık ama artık daha fazla zamanı dışarda geçiriyoruz. Yiğit oğlumuz devamlı yürümek (yürümeye çalışmak!) istiyor. Ben de evde, dışarda onu yürütmek için yerler arıyorum. Bugünlerde ideal yerlerimiz O.D.T.Ü. kampüs, İncek Çankaya Belediyesi parkı ve etrafta çimenlik olan her yer. Tabii ki etrafta pusetle dolaşma çabalarım genelde yorgunlukla sonuçlanıyor. Türkiye ve özellikle Ankara şartlarında bebeklerini pusetle dışarda dolaştırabilenleri ben takdir ediyorum ama arabaların arasında saklambaç oynamak bana çok cazip gelmiyor doğrusu.
Bugünlerde diğer bir aktivitemiz de kitap okumak. Yiğit bize göre sadece mam-ma, bab-ba ve alo (?!) diyebiliyor. Kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu devamlı akılda tutmak gerekiyor. Çocuk kitapları için kipitap, uçanbalık, bebekcocukdünyası gibi siteleri devamlı geziyorum, inceliyorum. Ayrıca Tudem yayınlarındaki İyi Kitap (aylık okul öncesi çocuk ve gençlik kitapları gazetesi) ikinci sayısını da ilgiyle okuyorum. Evde müzikli resimli kitaplarımız var. Bir kitap bazen Yiğit'in dakikalarca ilgisini çekebiliyor. Akşamları babası ona kitap da okuyor, ama ilgisini her zaman çekmiyor. Dışarda özellikle oyuncak dükkanlarındaki kitapları ise dakikalarca inceliyor. Resimdeki kitap ise Panora'daki Locopoco oyuncak mağazasından. Yavru kediler konusu oğlumun çok ilgisini çekti.
son bir not. İstanbul'da olan arkadaşlar Mohini Aile ve Çocuk merkezindeki Tırtıl Kids Çocuk kitapçısına uğramayı ihmal etmeyin lütfen ! Mağazanın sahibi olan Dilşat benim çok eski arkadaşım olur, selam söyleyin lütfen ...

Bu blog bö!2009 adayı ve sizin oyunuzu bekliyor!
2. not. 2009 Blog Ödüllerinde Yiğit'in Günlüğü olarak Aile Blogları kategorisinde adayız. Bize oy vermek isterseniz BURAYA tıklamanız yeterlidir, teşekkür ederiz ! 

oyuncaklar

Nisan 03, 2009

Bizim Yiğit oğlumuz oyuncakların peşinde. Günün büyük kısmı oynayarak geçiyoruz. Doğum günümüzde gelen oyuncaklar da yeni ilgi alanımız. Bu aralar favorilerimiz Tiny love beni takip et, Tesco activity walker ve playskool eğlence merkezi. Bu arada en ilgisini çeken, hediye olarak gelen smyk oyuncak. Gün içerisinde mümkün olduğunca oğlumu salonun bir köşesine yaptığım oyun köşesine koyarak oynamasını teşvik etmeye çalışıyorum. 12 aylık bebekler ne kadar oynuyor bilmiyorum ama ben veya babası yanında yokken en fazla 10-15 dakika kadar kendi başına oynuyor. Daha sonra ise bağırıp beni yanına çağırıyor. Birkaç dakika içinde yanına gitmezsem, bağırma ağlamaya dönüşüyor. Eh, bebeklikten çocukluğa doğru koşar adımla gidiyoruz, tabii ki kendini gösterecek değil mi?
Oyuncaklar konusunda fazla bilgim yoktu şimdiye kadar, Banu da sağolsun ondan bilgileniyorum. Her zaman ahşap oyuncak bulmak mümkün olmuyor ama Kipa'daki Tesco markalı ürünleri takipteyim. SMYK mağazası da kendi markalı ürünlerini satıyor. Leonardini veya Imaginarium gibi mağazaları da takipteyim ama fiyatları fazla buluyorum. Shelcore ve Playgro oyuncakları devamlı ilgimi çekiyor. Her oyuncak mağazasında bu iki firma ürünlerini merakla inceliyorum.

En güzeli bahar günlerini devamlı dışarda geçirmek, hava almak, güneşlenmek. Keşke demekten hoşlanmıyorum ama keşke bizim bozkırda daha çok park olsaydı. Ben çocuk olsam, burada yaşamak istemedim herhalde. Hepimize bol güneşli güzel bahar günleri diliyoruz :-)

okuma konusu.  nano- teknoloji ile artık bebekler için de kıyafetler üretiliyor!

Çınar'ın doğum günü

Mart 28, 2009


Sevgili arkadaşım Çınar,
Seninle aramızda sadece 5 gün var, ben 13 Mart sen 18 Mart tarihinde dünyaya gelmişiz.İkimiz de Ankara Güven hastanesinde doğmuşuz. Evlerimiz de çok yakın. Annen Sermin bizi doğum gününe çağırdı, biz de annemle geldik. Diğer arkadaşlarımız Selin, Mira, Emre ve Arda da gelmişler, ne güzel ! Henüz birlikte oynayamıyoruz ama galiba bunun zamanı da yaklaşıyor. Şimdilik elimizdeki oyuncaklarla kendi kendimize oynayabiliyoruz. O yüzden birlikte olduğumuz zamanlar annelerimizin bizi yedirmesi, içirmesi, altını değiştirmesi, uyutması gibi aktivitelerle geçiyor. Biz de büyüyüp onlara yardım etmek istiyoruz ama daha çok vakit var değil mi arkadaşım? Olsun, zaman hızlı ilerliyor. Ben seni çok büyümüş gördüm yahu. Senin oyuncakların da çok güzelmiş! Hele o yürütece bayıldım! Tur atıp durdum evin içinde, ay yine gelelim size olur mu? Senin pastan da çok güzel olmuş, ben yemedim ama annem öyle diyor :-)
En kısa zamanda yine görüşelim, arayı uzatmayalım...
Sana, anne ve babanla birlikte, nice sağlıklı mutlu yıllar diliyorum arkadaşım, iyi ki varsın !
sevgiler
Yiğit

12.ay doktor kontrolü

Mart 20, 2009

Biraz gecikerek de olsa, 12. ay doktor kontrolümüze gittik. Yiğit'in doğduğu hastanede, Güven hastanesinde Dr. Ogün Kurne'ye gidiyoruz. Yiğit doktor amcanın kapısından girmek istemiyor. Anladı birşeyler olacağını. Hele ki yatıp da muayene olma zamanı geldi mi basıyor çığlıkları. Kilo, boy, genel muayene derken bizimki ağlamaya başladı bile. Normalde sakin olan çocuk, doktor amcayı görünce huy değiştiriyor. Arkasından da genelde aşı geldiğini de biliyor. Ama hemşire ablalar gayet sakin, şarkılar söyleyerek aşı ve kan alma işlemlerini de bitiriyorlar. Böyle bebek dostu hemşirelere biz de teşekkür ediyoruz.


12. ay rutin doktor kontrolü sonrasında kan veriyoruz, ayrıca KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşımızı da oluyoruz. Doktorumuz sağlık ocaklarında uygulanan karma aşının Hindistan orijinli olduğunu söylüyor, biz hastanenin elinde bulunan aşılardan yaptırıyoruz. Yiğit bağırıp çığlıklar atıyor. Daha sonra da hıçkırarak ağlamaya başlıyor. Bu karma aşı sonrası ateş ve grip gibi belirtiler de olabiliyormuş.

12. ay notları.
12. ay kilomuz 9.550 gr., boyumuz 75 cm (son ay genelde boya gitmiş gibi) , kafa çapımız 46.9 cm. Son hafta genelde ishal ile geçtiği için fazla kilo alamadığını düşünüyorum. Yiğit 12. ay itibarıyla yatağının kenarına tutunarak yürüyebiliyor, bize göre anlamsız sesler çıkarıyor. 12. ayda altta 2, üstte 4 olmak üzere toplam 6 dişimiz var. Üst ve alt dişleriyle kemirmekten büyük zevk alıyor. Son iki dişin gelişi zor oldu , son haftadaki ishal ve huzursuzluk da bundan olabilir belki. Doktor Ogün amcamız inek sütünü, balı, yumurta beyazını serbest bıraktı. Ayrıca vitamin de almıyoruz. Bundan sonra inek sütüne geçme çalışmaları hızlanacak :-)

Yiğit 1 yaşında/2.bölüm

Mart 16, 2009

Cuma akşamından yorgun devam ettik 2. güne. Arka arkaya iki doğum günü partisi yapmak çok da iyi bir fikir değilmiş, öğrendim. İkinci gün benim arkadaşlarım, kuzenlerim ve oyun gurubumuzdan Yiğit'in arkadaşları vardı. Arkadaşım Bilge ve çocukları Mert&Yusuf Galip, teyze kızım Ebru ve oğlu Ata, kuzenlerimden Özge ve kızı Duru geldiler. Oyun grubumuzdan Mira&Banu ve Sermin&Çınar geldiler. Ayrıca Nilsu&annesi Özlem ve arkadaşım Yeşim de bizim davetimizle gelenler arasındaydı. Tabii ki mutlaka annem! Annem ve tutmaç çorbası günün favorisi idi.
Yiğit bir gece önceden hem yorgun ve uykusuzde hem de ishal başladı. Cuma gecesi bence yediklerinden biri veya tamamı dokundu(krema veya köfte) veya bir şekilde üşüdü. Cumartesi gün boyunca uyumadı, yemedi, içmedi, devamlı mızladı. Ayrıca ishalin yanı sıra pişik de başladı, her poposu açıldığında bağırdı çağırdı. Yani ikinci doğum günü partisi bizim açımızdan biraz zorlu geçti.
Doğrusu istediğim gibi bir doğum günü partisi yapamadım. Servis aksadı, çaylar soğudu, ben fotoğraf çekemedim, herkesle istediğim gibi ilgilenemedim.(yemekteyiz yarışması özeleştiri kısmı gibi oldu!) Yiğit halen ishal, halen popo kırmızı, hala huzursuz. 

Olsun, bu da böyle olsun. Bir tanemiz oğlumuz Yiğit ilk yılını doldurdu, bizlere de anne ve baba olma mutluluğunu yaşattı. Sağlık olsun da böyle ufak tefek aksilikler de olsun artık. Umarım gelenler de bizi hoşgörmüşlerdir. Davetimizi kabul ederek gelen arkadaşlara ve hediyelere de çok teşekkür ediyoruz. Banu'cum, annene hediyesi için tekrar tekrar çok teşekkür ettiğimizi söyle lütfen, annelerimiz bir tanemiz !

okuma konusu .özellikle kış aylarında görülen rota virüs ishallerine dikkat etmek gerekli ...
 

Yiğit 1 yaşında/ 1. bölüm

Mart 15, 2009

Cuma akşam ve cumartesi günleri gündem yoğun geçti. Yiğit 13 Mart 2009 tarihinde 1 yılını geride bıraktı. Bu bir yıl bize çok şeyler kattı, birey olarak yaşamak yerine bebek odaklı olarak yaşamaya başladık. Hayatımızı Yiğit'in yeme, içme, içme, oynama ve uyuma saatlerini düzenleyerek yeniden programladık. Tracy Hogg sınıflandırması ile bence bizimki kitap bebek. Yiğit bazı zamanlar zorluk çıkarsa da belli bir rutin çerçevesinde gidildiği zaman hareketleri öngörülebilir bir bebek oldu. Genel olarak sakin ve yumuşak bir karakter yapısına sahip. İlk banyosu, ilk dişi, ilk katı gıdaya geçişi fazla sorun olmadı. Sadece kalabalık ve fazla gürültüden hoşlanmıyor, böyle bir gün veya gece geçirdikten sonra huzursuzlanıyor, uykuya dalması zor oluyor. Zamanla bunlara da alışacağını düşünüyorum.

Cuma akşamı ilk buluşmamız Yiğit'in büyük teyzesi, anneannesi, dedesi, babaannesi, büyükbabası, halaları ve amcalarıyla birlikteydi. Dayısı Kanada'da yaşadığı için telefonla ve web kamera ile görüşebiliyoruz. Baba tarafından kuzenleri Hamdi ve Duru da geldi. Bu akşamın pastası halası tarafından organize edilmişti. Yenildi, içildi, mutlu sağlıklı yıllar dilekleri ile gecemizi sonlandırdık. Gelen akrabalarımıza ve getirdikleri hediyelere çok teşekkür ediyoruz ...

güzel bir pazar

Mart 09, 2009

8 Mart bahara merhaba gibi oldu burada, bozkır topraklarda. Henüz ağaçlarda tomurcuklar açmamış gibi, ama yine de belli belirsiz kokular geliyor etrafa. Bu güzel pazar gününü değerlendirmek için dışarı çıkıyoruz. (ben sabah erkenden spora gidip geliyorum önce) O.D.T.Ü'ye brunch için gidiyoruz. Sebzeli omlet, krep derken diyet yine bozuluyor. Yiğit merakla etrafı incelemede. Hava 13 derece civarında. Kahvaltı sonrası biraz yürüyüş yapıyoruz, bizimkinin yanakları güneş ve rüzgardan al al oluyor. Sonrası pazardan alışveriş ve e-bebek mağazasını portatif mama sandalyesi için ziyaret. Yiğit yolda uyuyor, açık hava çarptı biraz sanırım :-) Güzel bir pazar günü geçiriyoruz, baharı ve yazı özlemle beklediğimi fark ediyorum. Keşke hep havalar böyle güneşli olsa !

Sevgili Naile için özel bilgi :

EVDE BEBEK İÇİN YOĞURT YAPMAK .  Ben evde yoğurt yapmak için AEG marka yoğurt makinesi kullanıyorum.  Piyasada Arzum, Sinbo, Arçelik, Tchibo markalarını da gördüm. Önce 1 lt günlük taze pastörize sütü kaynatıyorum. En güzel yoğurdu Pınar günlük kutu sütlerle yaptım. Onu bulamazsam yine günlük A.O.Ç. şişe süt kullanıyorum. Süt kaynatılır, ılıtılır. Derece kullanabilirsiniz ama ben küçük serçe parmağımla kontrol ediyorum. Süt parmağı yakmayacak kadar ılık olacak. Bu aşamada önce ılık sütten bir parça alarak mayalayacağım yoğurdun için karıştırıyorum. Yoğurt mayalamak için Sütaş, Pınar ve Danone yoğurtlarını (1 çorba kaşığı kadar) kullandım. Sonra tahta bir kaşıkla bu karışımı ılık sütün içine koyup az karıştırıyorum. Minik şişelere karışımı koyup kapaklarını kapatıyorum. Makinede ortalama 2-3 saat içinde yoğurt mayalanıyor. Ilık olarak oğluma yediriyorum ve kavanozları buzdolabında saklıyorum. 3 gün sonra yeniden yoğurt mayalıyorum. Arada içine meyva püreleri karıştırarak meyvalı yoğurt olarak veriyorum.

Evde yoğurt yapmakla ilgili bu ve bu yazıları da faydalı bulabilirsiniz.


yoğun bir gün

Mart 06, 2009

Çınar ve annesi Sermin bizim oyun grubumuzdan arkadaşlarımız. Bir cumartesi günü bizi evlerine davet ettiler. Bize çok yakın, ben de tıngır mıngır düştüm yollara. Bizim Yiğit yolda araba koltuğunda uyumaya alıştığı için hemen esnemeye başlıyor. Ben de bazen biraz uyusun diye yollarda dolaşıp duruyorum. (Çankaya, Yıldız, Birlik, Oran civarında arabayla dolaşıp duran biziz evet!) Sermin çok yakın olduğu için bizimkine uyuyacak vakit kalmıyor. (Daha sonra bu uykusuzluk devamlı mızlamasına yol açtı)

Sermin bizi börek ve güzel bir tiramisu ile karşıladı .( ben güya devamlı diyet yapıyorum ama tadına bakmadan da yapamıyorum ki!?) Çok güzel bir ev, çok güzel oyuncaklar ( hatta bir salıncak  da var) , çok becerikli bir anne ve Çınar bizi beklemede. Nedense ilk buluşma zamanları biraz itişmeyle geçiyor. Henüz 1 yaş civarındaki bizim bebekler birlikte oyun oynama zamanına gelmediler. Sermin 18 aylık civarında birlikte oynayabilirler diyor. (uzman Sermin öyle diyor..) Oynadık, bağırdık, çağırdık, uyuduk, yemek yedik. Diğer arkadaşlarımız Arda, Emre ve Mira ve anneleri de geldiler. Bebekler tam emekleme- yürüme arasında olduğu için anneler devamlı koşturmacada. Uyuyan olursa anne biraz mola alıyor. Gün böyle geçip gidiyor. Bebekler mutlu, biz yorgun derken güzel bir cumartesi oluyor yine.

Günün sürprizi bizi dönüşte bekliyor. Evden çıktıktan hemen 5 sakika sonra yolda önümdeki arabayı kullanan kız arkasına bakmadan, sinyal vermeden direksiyonu kırınca ben de onun sol ön kapısına vuruyorum. Biraz bağırıp çağırıyorum ki bir daha aynı hatayı yapmasın. Ben arabada bebek var diye çok yavaş gidiyorum, başka biri olsaydı çok ciddi bir kaza olabilirdi. Bu arada telefon ettiğim Banu ve Sibel hemen olay yerine geliyorlar. Banu sağolsun sigorta işlerini hallederken, Sibel de sağolsun Yiğit'i oyalamaya çalışıyor. Dışarda hava -2 derece. Onlar olmasa ben orada soğukta polis bekler, tutanak tutarken Yiğit ağlayıp duracaktı. Arkadaşlar, ikinize de ne kadar teşekkür etsem azdır, iyi ki varsınız !!! Eşim olay yerine geliyor, tutanak tutuluyor, iki saat gecikmeyle yolumuza devam ediyoruz. O gece (sanıyorum çarpışma anında biraz korktuğu için) Yiğit defalarca uyanıyor, sabahı zor ediyoruz. Arabada bebekle yolculuk yapan arkadaşlar, aman çok dikkat edin lütfen !

ilgilenenlere okuma konusu. ekran başına kilitlenen çocuklarda astım riski artıyor !

Arda'nın doğum günü

Mart 02, 2009

22 Şubat cumartesi öğleden sonra Burcu'nun davetiyle Arda'nın doğum gününe katıldık ( bu arada nerdeyse tüm cumartesi buluşmaları kar altında geçti !?) Yağan tipi gibi kara aldırmadan kırk kat giydirdiğim Yiğit ve ben olay yerine ulaştık. Arda, Mira, Çınar, Selin ve Emre de anneleriyle birlikte aynı şekilde kar buz demeden geldiler. Sırayla bir yaşını kutlayan miniklerden sıra Arda'da idi. Minik sarı şeker diş çıkarma sancılarından doğum gününe az katılabildi. Diğerleri uykularından ve beslenmelerinden vakir buldukça oynadılar, güldüler, eğlendiler. Burcu sağolsun Kuki 'den muhteşem bir pasta siparişi vermiş. Bizimkilerden sıra geldikçe, vakit buldukça anneler olarak yedik, içtik, sohbet ettik. Birlikte oyun oynamaktansa bizimkiler ikili olarak takılmayı tercih ettiler. Sanırım zaman geçtikçe birbirlerine alışıyorlar:-)
Sıradaki bizim ve Çınar'ın doğumgünlerinde buluşmak üzere kar altında çocukları sardık sarmaladık, yollara düştük. Bir cumartesi günü de böyle sona erdi..

önemli bir konu. anneler, evde yoğurt yapmaya devam ediyoruz !

E.A.S.Y. ve günlük rutin

Şubat 23, 2009

Blog dünyasındaki annelerin çoğu Tracy Hogg ve Melinda Blau'nun Yapıncak Gürerk Okyar tarafından Türkçe'ye çevirilen eserini biliyordur. Kitabın adı ' bebek bakım sorunlarına mucize çözümler '. Bence tüm anne adaylarının ve annelerin okuması gereken bir eser. Ben biraz geç kaldım, ama geç olsun güç olmasın diyerek hemen okumaya başladım. Yazarın(yazarların) farklı kitapları var ama genel olarak hepsinde günlük bir rutinden bahsediliyor : Eat ( beslenme), Activitiy ( aktivite zamanı) Sleep (uyku ) ve Your Time (sizin zamanınız). Her harf devam eden bir döngünün ardışık terimlerini ifade ediyor.Yazar şöyle diyor : ' E.A.S.Y.  gündüz vakti uygulanacak bir sistemdir, geceleri değil. Yatmadan önce bebeğinize banyo yaptırıp, poposuna yeteri kadar krem sürdüğünüzden emin olun. Onu hiçbir zaman aktivite yapmak için uyandırmayın. Açlıktan uyanıyorsa besleyin. Altını, bir tek sadece o anda yaptığını fark ettiyseniz ya da kokusunu aldıysanız değiştirin. Unutmayın ki amaç, onun mümkün olduğunca çabuk uykuya dönmesini sağlamaktır.
Yiğit 10 gün hastanede kuvözde kaldıktan sonra eve gelen bir bebek olarak rutine alışmıştı. Eve geldiği ilk  andan itibaren hep 3 saatte bir süt istedi. Biberona da çoktan alışmıştı. Zaman geçtikçe beslenme aralığı arttı. Ama hep belli bir düzende kalmak istedi. 6. aydan itibaren katı yiyeceklere başladık ve yemek çeşidini giderek artırdık. 9. aydan itibaren 3 ana öğün, 3 öğün süt ve aralarda meyva ve yoğurt olarak devam ettik. Hep belli zamanlarda yatırdık, belli zamanda yemek verdik. Sabah 8-9 arası kahvaltı, öğlen 13-14 arası  ve akşam 19-20 arasında yemek yiyoruz. Son iki aydır sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki kere uyuyor. Uykudan bağırarak uyanırsa bu tekrar uymalı anlamına geliyor, eğer sakin uyanırsa uykusunu almış oluyor. Uzun zamandan beri kendi odasında ve kendi yatağında yatıyor.  Geceleri bazen  birkaç kere uyanıyor( özellikle diş çıkarma zamanında) , bazen uyanmıyor. Tabii dışarıya gidersek veya evde misafir olursa rutin değişiyor, değişmek zorunda kalıyor. Çok hareketli bir günden sonra uyması zor oluyor. O gündüz çok farklı kişilerle birlikte olduysak yine uyumak zorlaşıyor. Yine de rutini devam ettirmeye çalışıyoruz. Ben de belli bir rutin olmasının bebeğin sağlığı açısından iyi olacağını düşünüyorum. 

Kitaptan son söz : 'Bebekle birlikte sakin zamanlar geçirin! Bebeklerin aşırı uyarılmalarına izin vermeyin.  Hızla akan kültürümüze panzehir olarak çocuklarınız için sakin zamanlar yaratmaya çalışın !'
 

Mira'nın doğum günü

Şubat 16, 2009

Bizim buralara tam yaz geldi diye kendimizi dışarı atıvermeye başlamıştık. İşte o 14 Şubat günü, Oran'da Mira'nın doğum gününe davetliydik. Biz gecikerek geldik, tam da kapıya geldiğimizde şiddetli bir dolu yağmaya başladı. Sıcak eve kendimizi zor attık. Evet, minik prenses, sevimli haliyle karşıladı bizi. Annesi ve babası uğraşmışlar didinmişler, güzel bir sofra hazırlamışlar. Hamarat anne gece uyumamış, sofrayı donatmış. Kısırdan dolmaya, kurabiyelerden tarta kadar ne ararsak vardı. Bizim Yiğit ve arkadaşları yine aktivite küpünün etrafında kendilerini kaybettiler. ( Bu oyuncaktan bir biz almadık herhalde?!) Çınar, Arda, Emre ve Selin tanıdığımız diğer arkadaşlarımız. Onlarla selamlaşıp hemen kendimizi oyuncaklara verdik. Yedik içtik, oynadık, eğlendik. Bizi dışarda yine dolu bekliyordu. Yiğit şaşkın bakışlarla arabanın üzerine yağan beyaz şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Araba koltuğunda yorgun geçen bir günün sonunda uyuyakaldı :-) 
Mira'cım böyle bir annen olduğu için çok şanslısın, becerikli, hamarat ve de iyi fotoğrafçı ! Ben düzgün bir fotoğraf çekmeyi bile becerememişim :-(
ilgilenenler için okuma. vücut dilini kullanan bebekler ilerde daha geniş kelime haznesine sahip olabiliyorlar!
not. Mira'nın yandan bir fotoğrafını ve annesinin el emeği göz nuru kurabiyelerinden yayınlamayı başardım! Yiğit kurabiyelere bayıldı!

Yiğit 11 aylık

Şubat 13, 2009

Havalar ısınmaya başladı bizim bozkır topraklarda.Artık biraz daha fazla dışarı çıkmaya başladık. Dış dünya ne kadar farklı, ne kadar çok şey var keşfedecek. Her gördüğümüz merak konusu. Ah bir de yürüyebilse ! Bugünlerde gezme yerimiz Oran sitesindeki Panora Alışveriş Merkezi. Özellikle de akvaryumun hemen yanındayız, köpek balıklarını seyrediyoruz :-)
11 aylık Yiğit neler yapabiliyor konusunu hemen yazayım  :
  •  emekleme yok, sadece yerde dönme, dönerek ilerleme var.
  • sehpa, masa, koltuk, yatak korkuluklarına tutunarak ayakta duruyoruz, sıralama tam olarak yapamıyoruz.
  • yerde oturmaktan hemen bıkıyor, hemen ayağa kalkmak istiyoruz, ama fazla ayakta duramıyoruz.
  • oyuncakları veya eline verdiğim bisküvi gibi yiyecekleri parmaklarının arasında sıkıyor, sonra da hemen ağızına götürüyor.
  • iki eliyle biberonu tutabiliyor, ama çok başarılı değiliz henüz.
  • kaşığı ağzına götürmeye çalışıyor, ama yemek konusunda başarılı değiliz.
  • yerde oturarak top oyanayabiliyoruz, kendine gelen topu tekrar atıyor.
  • ismini söylediğimizde dönüp bakıyor.
  • alkışı öğrendik, müzik eşliğinde el çırpıyoruz.
  • kendine göre farklı sesler çıkarıyor, ama ben bu sesleri tanımlayamıyorum henüz :-)
  • anne dediği rivayet ediliyor, özellikle babası tarafından :-)
  • yemek konusunda ilerledik, çorba, sebze yemekleri, dolma, haşlama tavuk, et sevdikleri arasında. yoğurt ve meyva pürelerine devam ediyoruz.
  • halen biberon maması kullanıyoruz. yavaş yavaş inek sütüne geçme çabalarım devam ediyor.  arada Pınar çocuk sütü veriyorum.
  • gece uykularımız bazen düzenli, bazen değil. bazı geceler birkaç defa ağlayarak uyanıyor.
  • 11 aylık Yiğit, alt iki ve üst iki dişiyle birlikte toplam 4 dişe sahip. Bu dişlerle salatalık, elma, bisküvi, ekmek kemirebiliyoruz.
Bu günlerde bizimle birlikte olmaktan daha çok keyif oluyor. Dışarıya çıktığımız zaman, mama sandalyesine oturarak bize eşlik etmek istiyor. Aynı şekilde evde akşam yemeklerinde bizimle birlikte olmak istiyor. Artık o bir küçük adam oldu! Kendi isteklerini değişik sesler çıkararak anlatmaya çalışıyor. Yürümek şu anda en büyük arzusu. Doktor amcamız normal zamanda doğmuş 11 aylık bebeklerin sıralama yaparak yürümesinin beklendiğini söylemişti. Biz 3 hafta erken doğduğumuzu düşünerek, kendimize zaman veriyoruz, sabırla devam ediyoruz. Anne olmak demek öncelikle sabretmek demekmiş, ben bunu öğrendim :-) 
okuma konusu. ithal bebek bakıcılarına talep artıyor, kaçak çalışan yabancı sayısı artıyor .
not. bir ay, sadece bir ay sonra 12 aylık olacağız, yani 1 yaşımıza giriyoruz, ne kadar heyecanlı!!!
2. not. sevgili elfeyp bizim sobelemiş, teşekkür ederiz ! herhalde artık sobelenmeyen kalmamıştır diye, biz bu sefer sobemizi kimseye göndermiyoruz. en büyük alkışı, minik bebekle birlikte müstakbel anne elfyp 'ye gönderiyoruz :-)

diş buğdayı

Şubat 01, 2009

İlk dişimiz 9 ay 18 günlükken kendini göstermişti. Alt sağ ,üst ikinci sağ derken bugünlerde üçüncü dişimiz de alt soldan kendini gösterdi. Biz de daha fazla gecikmeden diş buğdayı seremonimizi yapalım dedik. Diş buğdayımızı yapma işine bir gün önceden başladık. Önceden ıslatılmış buğday, nohut ve fasulye haşlandı, yanında kuruyemişler (incir, üzüm,ceviz,kayısı) ve nar taneleri ile sunuldu. Anneanne ve dede pasta getirdi, babaanne, büyükbaba, halalar ve kuzenler ise çeşitli nefis yemekler yaptılar. Menümüz çok zengin oldu. Soframız su böreği, patates salatası, kıymalı börek, mücver, rus salatası, mercimek köftesi, sosisli kanepeler, yaprak sarması, peynirli kanepeler, mantarlı ve peynirli sigara börekleri, kurabiye ve bol meyvadan oluşuyordu. Yenildi, içildi, yeni çıkan dişlerimizin uzun ömürlü olması, bebeğin hayatının bereketli olması dileklerinde bulunuldu.
Bu yemek içmek faslı sonunda masaya kitap, telefon, kalem, fırça koyduk. Bizimki hiç duraklamadan telefona yöneldi. Bu da telekomünikasyon, iletişim, teknik konularda çalışacağını bize gösteriyormuş :-) Hep beraber bu günü neşe içinde bitirdik. Bizimki bu kadar insanı birarada görmekten şaşırdı, heyecanlandı. Heyecanından uzun zaman da uyuyamadı. Bakalım doğum gününü nasıl gerçekleştirebileceğiz?!

Selin'in doğum günü

Ocak 29, 2009


Ocak 2009 tarihinden  itibaren doğum günlerimiz başladı. İlk olarak Ankara oyun grubumuzdan Selin'in doğum gününe Arda, Çınar, Emre, Mira ve anneleri olarak davetliyiz. Mira ve annesi yurtdışındalar. Yiğit arabada uyumayı sevdiği için belli bir zaman uyuması için bazen arabayla tur atıyorum. Bizimki gözlerini açtığı zaman kendini yağmurlu, rüzgarlı bir günde Ümitköy civarında buluyor. Selin, annesi Çiğdem ve babası bizi bekliyorlar. Selin iki gün önce yataktan düşüp ayak bileğini incitmiş, bu yüzden ayağı alçıda. Ben duyunca çok üzüldüm ama minik prenses neşesini hiiç bozmadı. Sadece emekleyemediği için üzgündü. Yiğit ile birlikte sakin sakin oturmayı tercih ettiler. Minik Selin inşallah en kısa zamanda iyileşir...  Annesi Çiğdem ise kısırdan çerkez tavuğuna muhteşem bir doğumgünü sofrası hazırlamış. Bebekle birlikte bu sofrayı hazırlayabilmek gerçekten büyük başarı. Günün en hareketlileri olan Arda ve Emre biraz uyumaya gidince, anneleri de biraz nefes alabildiler. Daha ilk adımlarını atan veya emekleyen bir bebeğin arkasından koşmak insanı yoruyor. Ben yürüsün diye merakla beklemedeyim ama o zaman bakalım neler olacak?

Not 1. Mira'nın annesi Banu, ilk doğumgünü ile ilgili düşüncelerini yazmış, ben de biraz araştırmalıyım. 1. ve 2. doğumgünlerinden birşey anlamayacak olan bebekler için bence ev en iyisi. Uyku saatlerini düşünerek ayarlamak gerekiyor. 
Not 2. Doğum günü pastası konusu ayrı bir konu. Bizim Yiğit pastadan ancak tadımlık bakacak. Bu durumda gelecek kişi sayısına göre bir pasta alınabilir herhalde. Benim Ankara'da düşündüğüm yerler Liva veya Angora pastaneleri. Evde yapmak daha iyi olurdu ama öyle bir tecrübem yok :-) Bu arada, Selin'in annesi Çiğdem, Turta pastanesinden bir pasta yaptırmıştı. Ümitköy civarında oturanlar için muhteşem!

önemli ek bilgi. sağlık ocaklarında artık pnömokok aşısı ücretsiz olarak yapılıyor!

karlı bir cumartesi

Ocak 23, 2009

Bir başka karlı Ankara, cumartesi. Dikmen sırtlarındayız, hani Atatürk'ün Ankara'ya gelişte ilk geldiği yer derler ya. Bu seferki zarif evsahibimiz Sibel ve artık yürüyen oğlu Emre. Eve ulaştığımız ilk andan itibaren tüm bebekler ve anneler yoğun bir koşturmaca içinde. Bu arada, evin manzarası da gerçekten çok güzel. Emre ve Mira zaten ilk adımlarını atarak her yere yetişme telaşındalar. Çınar uzun süre mama sandalyesinde annesi ile birlikte yemek seansında. Emre bizim saçımızı çekmekle meşgul. Arda artık tamamen hareketlenmiş ve kendini o oyuncaktan diğerine atıyor. Selin ise emeklemekle ve arkadaşlara merakla bakmakla vakit geçiriyor. Ah Sermin, anlattığın o güzel şarkı ve hikayeler olmasa, inan bu fotoğrafı çekmek bile mümkün olmayacak. Yine de beceremiyorum, 6 bebeği aynı anda fotoğraflayamıyorum. Banu ve Mira, özür diliyorum, kendi çektiğim fotoğraflardan en iyisi bu. 
Biz ne mi yapıyoruz? Etrafı seyrederek oturmaya devam ediyoruz. Emre'nin saçını çekmesiyle Yiğit yere düşüyor ve ağlamaya başlıyor. Ben de bizim oğlan ne zaman emekleyecek diye kendi kendimi huzursuz etmekle vakit geçiriyorum. Biberonumuzu içerek arkadaşlarımızı izliyoruz. Dikmen sırtlarında kar yağışı hızlanırken, daha fazla geç kalmadan eve dönebilmek için yola çıkıyoruz. Memleket şartları çetin, yol uzun....